İlkokula başlama yaşı gelene kadar komşu çocukları ile evlerinin yakınında vakit geçirip, “sosyalleşme” imkânı ne yazık ki gittikçe azalıyor. Özellikle de büyükşehirlerde. Hal böyle olunca da yuvaya başlama yaşı daha erkene çekiliyor.

Siz makalemizin başlığına bakmayın. Aslında böyle bir yaş yok. En azından her çocuk ve her aile için farklı bir yaş vardır.

İlk etapta sosyo-ekonomik durum belirler çocuğun yuvaya başlama yaşını. Kitaba uygun olan (yani istatistiki olarak doktorların önerdiği) bir çocuğun en azından ilk 3 senesini annesiyle evde geçirmesi. Ancak bu her zaman mümkün olamayabiliyor. Özellikle çalışan bir anneyseniz.

Eğer çocuğunuzun bakımını bir aile yakını ya da profesyonel yardım üstlendiyse işinize dönebilir ve yuvaya başlama yaşını daha az dert edebilirsiniz. Ancak çocuklar her kim onlarla ilgilenirse ilgilensin bir süre sonra ev sınırlarının dışına çıkmaya hazır olduklarını belli ederler.

Hava koşullarından bağımsız çocuk parklarına daha sık gitmek isterler. Kaç saat parkta kalınırsa kalınsın eve dönmek istemezler. Dikkat edilirse de genelde hergün parkta karşılaştıkları tanıdık çocuklarla oynadıkları fark edilir kısa bir süre sonra. Bu durum, artık çocukların sosyalleşmede aile üyelerinin veya ziyaretçilerin dışına çıkılması gerektiğine işarettir.

Diyelim ki böyle bir durum ile karşı karşıyasınız ve bulunduğunuz çevre içerisinde size maddi ve manevi olarak en uygun gelen yuvayı buldunuz. Hayırlı olsun dileriz.

İlk günler çocuğunuzu yuvadaki öğretmenlerin de belirleyeceği saatler içerisinde bırakıp, geri alabilirsiniz. Bazı annelerin yuvada ilk günler beklemesi de tercih edilmekte. Ama bu sadece zorunlu hallerde, özellikle anneye bağlılığı fazla olan çocuklarda geçerlidir. Ki ikinci veya üçüncü gün anne istemese de yuva öğretmeni tarafından evine / işine gönderilir.

İlk başta zaten herşey yolunda gider. Evden, evdekilerden ve evdeki oyuncakların aynı oluşundan sıkılmış olan çocuk hızlıca yeni dünyasına dalıverir. Ancak burayı yüzeysel keşfetmesi o denli uzun sürmez.

Bütün bu keşif sürecinin sona ermesiyle birlikte yuva öğretmenlerinden uyulması gereken basit kurallar ile de karşılaşan çocuklar evlerindeki özgürlüklerini ve rahatlıklarını özlerler. Yani özetlemek gerekirse 3 gün ya da bir hafta iyi gibi gözüken “yuvaya alışma süreci” hiç beklenmedik bir anda kabusa dönüşebilir.

“Tamam artık .. ben yuvaya gitmek istemiyorum” lüksüne sahip olduğunu sanan çocuklar sabah zorla uyandırılıp, yine götürülmek istendiğinde tepki vermeye başlar. Ağlayarak da olsa anne ve baba olarak sizin kararlılığınızdan ödün vermeksizin nasıl kendiniz hergün işe gidiyorsanız çocuğunuzu da ikna edip, yuvaya götürmelisiniz. Aksi takdirde her türlü alışkanlıkta olduğu gibi burada da “.. demek ki anne ve babamı çok zorlarsam yuvaya gitmeyebiliyorum. Bir gün bir gündür” mantığı doğabilir.

İnanın anne ve babalar için durum çocuk için olduğundan daha zordur. Ağlaya ağlaya evladını yeni tanıdıkları insanların kucağına bırakıp, işe giden ya da eve dönen ebeveynler suçluluk duygusu içerisinde saatlerini geçirirken çocuklar ise tam tersi yuva ortamına girdikten 5 ağlama dakikası sonra bir önceki gün bıraktıkları oyunlarına dönerler.

 

Çocuklar o kadar zeki ki, sizin işinizi kolaylaştırmamak adına yuvadan çıkış saati geldiğinde de o meşhur “sen beni bıraktın gittin” üzgün surat ifadesini takınmayı ihmal etmezler.

Beslenmeye, çocuk bakımına, hijyene ve eğitimine önem veren bir yuva bulduğunuzda içiniz rahat olsun. Alışma sürecinde sabırlı olun, vicdanınızla asla yenik düşmeyin. Kimi çocuklarda hatta üç veya dört hafta bile sürebilir. Ama sonunda yaşı ne olursa olsun bir sorumluluk alma, anne ve babası gibi hergün bir yere gidip, gelme, yeni arkadaşlar edinme gibi olumlu faktörler çocuğunuza yeni hayatına alışması için gerekli motivasyonu sağlayacaktır.

Okula başlama yaşından en az iki sene önce bu dönemi atlatırsanız ilkokulda daha az sıkıntı bir başlangıç sizi ve çocuğunuzu bekler.

You Might Also Like

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir